Muris muvazaası davasında, mirasçıların 'üçüncü kişi' konumunda sayılmasının, HMK'daki 'senetle ispat zorunluluğu' (HMK m.200) kuralına getirdiği istisnayı, hukuki işlemin tarafı ve halefi olmama durumu üzerinden izah ediniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #100436

HMK m.200'e göre, belli bir miktarın üzerindeki hukuki işlemlerin (sözleşmelerin) varlığı veya içeriği, kural olarak ancak yazılı delil (senet) ile ispat edilebilir; tanık dinlenemez. Bu kural, işlemin 'tarafları' ve onların 'halefleri' (ardılları) için geçerlidir. Bir mirasçı, normalde murisin (mirasbırakanın) külli halefidir ve murisin yaptığı işlemlerde onun yerine geçer. Dolayısıyla, murisin yaptığı bir satış sözleşmesine ilişkin bir uyuşmazlıkta, mirasçının da bu işlemi tanıkla değil, senetle ispatlaması gerekir. Ancak 'muris muvazaası' davası, bu kurala önemli bir istisna teşkil eder. Yargıtay'ın 1.4.1974 tarihli İBK'sı ile yerleşik hale gelen içtihada göre, mirasçılar bu davayı murisin halefi sıfatıyla değil, muvazaalı işlem nedeniyle kendi kişisel miras hakları doğrudan ihlal edildiği için açarlar. Yani bu davada mirasçılar, işlemin tarafı veya halefi değil, aldatılan 'üçüncü kişi' konumundadırlar. Hukuki işlemin tarafı olmayan üçüncü kişilerin ise, o işleme ilişkin iddialarını tanık dahil her türlü delille ispatlama hakkı vardır. İşte bu nedenle, muris muvazaası davasında mirasçılar, HMK m.200'deki senetle ispat kuralına tabi olmaksızın, murisin mal kaçırma kastını ve işlemin danışıklı olduğunu tanık beyanları, emsal satış bedelleri, tarafların mali durumu gibi her türlü delille ispatlayabilirler. Bu, davanın kazanılabilmesi için kritik bir usuli kolaylıktır.