Yalnızca sanık lehine temyiz edilen bir ceza davasında, Yargıtay'ın sanık aleyhine bir hukuka aykırılık tespit etmesi halinde 'aleyhe bozma yasağı' nedeniyle izlediği 'müktesep hakları koruyarak bozma' usulü, davanın gereksiz yere uzamasına neden olduğu için eleştirilmektedir. Bu eleştiriye karşı, bu usulün 'hukuki denetimin tamlığı' ve 'hukukun doğru uygulanmasını sağlama' ilkeleri açısından hangi olumlu yönleri olduğu savunulabilir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #100432

Bu usulün usul ekonomisine aykırı olduğu eleştirisi haklı olmakla birlikte, 'hukuki denetimin tamlığı' ve 'hukukun doğru uygulanmasını sağlama' açısından bazı olumlu yönleri savunulabilir: 1) İçtihat Oluşturma ve Hukuki Belirlilik: Yargıtay, aleyhe de olsa tespit ettiği hukuka aykırılığı (örneğin yanlış suç vasfı) bir bozma kararıyla kayıt altına alarak, benzer dosyalarda alt derece mahkemelerinin aynı hatayı yapmasını önleyici bir içtihat oluşturur. Eğer sadece eleştiriyle yetinip onasaydı, bu hukuki hata kayıtlara geçmeyecek ve benzer uyuşmazlıklarda yol gösterici olmayacaktı. Bozma kararı, hukukun o konuda nasıl uygulanması gerektiğini net bir şekilde ortaya koyar. 2) Hukuka Aykırılığın Giderilmesi: Ceza muhakemesinin amacı sadece sanığın haklarını korumak değil, aynı zamanda maddi gerçeğe uygun ve hukuka tam olarak doğru bir karar vermektir. Sanığın eylemi nitelikli bir suçu oluşturuyorsa, kararda bunun bu şekilde tescil edilmesi, toplumun adalet duygusu ve ceza hukukunun sembolik işlevi açısından önemlidir. 'Müktesep hakları koruyarak bozma', sanığın cezasını ağırlaştırmadan, en azından kararın hukuki niteliğinin doğru bir şekilde (doğru suç ismiyle) kurulmasını sağlar. 3) Kanunun Lafzına Uygunluk: CMK'daki ilgili maddeler (m.283, 307/5) 'yeniden verilen hüküm...daha ağır olamaz' demektedir. Bu ifade, 'yeniden bir hüküm verilmesi' sürecini, yani bozmayı zımnen de olsa mümkün kılmaktadır. Dolayısıyla bu uygulama, kanunun lafzına daha uygun bir yorum olarak da savunulabilir.