Bir ceza davası sürerken, mahkeme heyetinin bir üyesi, delillerin tartışıldığı önemli bir celseye katılmış ancak nihai kararın verildiği hüküm celsesine katılmamıştır. Bu durum, 'doğrudan doğruyalık' ilkesi açısından bir ihlal teşkil eder mi?
Bu durum, 'doğrudan doğruyalık' ilkesi açısından ideal olmasa da, tek başına bir ihlal teşkil etmez. Doğrudan doğruyalık ilkesinin asıl amacı, 'kararı verecek' olan hakimin delillerle doğrudan temas etmesidir. Olayda, delillerin tartışıldığı celsede bulunan hakim, delillerle doğrudan temas kurmuş ve bu deliller hakkındaki kanaatini heyet içindeki müzakerelerde (CMK m.229) diğer hakimlere aktarma imkanı bulmuştur. Hüküm celsesi, genellikle delil tartışmasından ziyade, daha önce yapılan müzakere sonucunda oluşan kararın açıklandığı bir celsedir. Dolayısıyla, delil değerlendirmesine fiilen katılmış bir hakimin, sadece kararın tefhim edildiği (açıklandığı) son celsede bulunmaması, ilkenin özünü zedelemez. İhlal, tam tersi durumda, yani delillerin tartışıldığı celselere katılmayıp sadece hüküm celsesine katılan bir hakimin, deliller hakkında oy kullanmasıyla gerçekleşir. AYM'nin Erdal Sonduk kararında da odaklanılan husus, delillerin toplandığı celselere katılmayan hakimlerin hükümde oy kullanmasıdır.