'Silahların eşitliği' ve 'çelişmeli yargılama' ilkelerinin, 'doğrudan doğruyalık' ilkesinin ihlal edildiği bir davada tek başlarına adil bir yargılamayı güvence altına alıp alamayacağını, AYM'nin Erdal Sonduk kararındaki çoğunluk ve azınlık görüşlerini karşılaştırarak tartışınız.
Bu soru, AYM kararındaki temel görüş ayrılığını oluşturmaktadır. Azınlık (muhalif) görüşüne göre, eğer yargılama boyunca 'silahların eşitliği' (savunmanın iddia makamıyla eşit olanaklara sahip olması) ve 'çelişmeli yargılama' (tarafların delilleri tartışabilmesi ve birbirlerinin argümanlarına cevap verebilmesi) ilkelerine riayet edilmişse, doğrudan doğruyalık ilkesindeki bir zafiyet tek başına adil yargılanma hakkını ihlal etmez. Azınlık, Erdal Sonduk olayında savunmanın tanıklara soru sorabildiğini, delillere karşı beyanda bulunabildiğini, yani bu iki temel ilkenin korunduğunu, bu nedenle bir bütün olarak yargılamanın adil olduğunu savunmuştur. Çoğunluk görüşü ise bu yaklaşımı reddetmektedir. Çoğunluğa göre, 'doğrudan doğruyalık' ilkesi, bu iki ilkeden bağımsız, kendine özgü bir güvencedir ve adil yargılanmanın vazgeçilmez bir parçasıdır. Savunmanın, tanığın dinlendiği celsede bulunup soru sormuş olması (çelişmeli yargılama), daha sonra kararı verecek olan ve o celsede bulunmayan bir hakimin, o tanığın güvenilirliği hakkında sağlıklı bir kanaat oluşturacağı anlamına gelmez. Kararı verecek olan hakimin, sadece tutanaklar üzerinden değil, bizzat gözlem yoluyla delilin güvenilirliğini tartması gerekir. Dolayısıyla, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri sağlansa bile, eğer karar verici merci belirleyici delillere doğrudan temas etmemişse ve bu eksiklik telafi edilmemişse, 'doğrudan doğruyalık' ilkesi ihlal edilmiş olur ve bu durum tek başına adil yargılanma hakkının ihlaline yol açar. Çoğunluk görüşü, bu üç ilkenin birbirini tamamladığını, birinin yokluğunun diğerlerinin varlığıyla telafi edilemeyeceğini kabul etmektedir.