Bir kamu görevlisinin, görevi sırasında işlediği iddia edilen bir haksız fiilden dolayı açılacak tazminat davasında, eylemin 'hizmet kusuru' mu yoksa 'kişisel kusur' mu olduğunun ayrımı neden önemlidir? Metindeki Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında (K:2015/1102) belirtilen cinsel saldırı örneği üzerinden bu ayrımı ve sonuçlarını (davanın yöneltileceği merci ve hasım) açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #100402

Bu ayrım, davanın hangi yargı kolunda (adli yargı mı, idari yargı mı) ve kime karşı (idareye mi, kamu görevlisine mi) açılacağını belirlediği için hayati öneme sahiptir. 1) Hizmet Kusuru: Eylem, kamu hizmetinin görülmesiyle doğrudan ilgili, ondan ayrıştırılamayan, hizmetin kötü, geç veya hiç işlememesi şeklinde ortaya çıkan bir kusursa, bu bir hizmet kusurudur. Anayasa'nın 129/5. maddesi gereği, bu tür kusurlardan doğan zararlar için dava, doğrudan kamu görevlisine değil, 'idare aleyhine' ve 'idari yargıda' (tam yargı davası olarak) açılır. İdare, ödediği tazminatı daha sonra kusurlu memura rücu edebilir. 2) Kişisel Kusur: Eylem, kamu göreviyle ilgisi olmayan, tamamen kamu görevlisinin kişisel kin, Garez, çıkar veya haksız fiil niyetinden kaynaklanan, görevden kolayca ayrılabilen bir kusursa, bu kişisel kusurdur. Bu durumda dava, 'adli yargıda' ve 'doğrudan kamu görevlisinin kendisine karşı' açılır. Metindeki HGK kararında, bir doktorun hastanedeki bir hemşireye cinsel saldırıda bulunması eylemi, görevin ifasıyla hiçbir ilgisi olmayan, tamamen kişisel ve ağır bir haksız fiil olarak nitelendirilmiş ve 'kişisel kusur' kabul edilmiştir. Bu nedenle, açılacak tazminat davasının adli yargıda ve doğrudan doktora karşı açılması gerektiğine karar verilmiştir. Bu ayrım, kamu görevlisini göreviyle ilgili makul risklerden korurken, göreviyle bağdaşmayan kişisel suçlarından dolayı kişisel olarak sorumlu tutmayı amaçlar.