Muris muvazaası iddiası, mirasbırakanın mirasçılarından değil de kendi alacaklılarından mal kaçırmak amacıyla yaptığı bir temlik işleminde ileri sürülebilir mi? Bu iki durum arasındaki hukuki farkı, 'taraf muvazaası' ve Yargıtay'ın 1.4.1974 tarihli İBK'sının uygulama alanı açısından açıklayınız.
Hayır, ileri sürülemez. Mirasbırakanın amacı mirasçılarını değil de kendi alacaklılarını aldatmak ise, bu durum 'muris muvazaası' değil, 'taraf muvazaası' (adi muvazaa) olarak nitelendirilir. İki durum arasındaki hukuki fark, davacı mirasçıların hukuki konumundan kaynaklanır: 1) Muris Muvazaası: Amaç mirasçıları aldatmaktır. Mirasçılar, bu işlemde hakları ihlal edilen 'üçüncü kişi' konumundadır. Bu nedenle, 1.4.1974 tarihli İBK uyarınca, iddialarını tanık dahil her türlü delille ispatlayabilirler ve tapu iptali davası açabilirler. 2) Taraf Muvazaası: Amaç alacaklıdan mal kaçırmaktır. Bu durumda mirasçılar, işlemi yapan murisin 'halefi' (hukuki ardılı) konumundadırlar, üçüncü kişi sayılmazlar. Dolayısıyla, tıpkı murisin kendisi gibi, muvazaa iddiasını ancak 'yazılı delil' ile ispat edebilirler (HMK m.202). Tanık dinletemezler. Bu, ispat açısından çok önemli bir fark yaratır. Yargıtay'ın 1.4.1974 tarihli İBK'sı, sadece mirasçıdan mal kaçırma amacıyla yapılan işlemlere özgüdür ve alacaklıdan mal kaçırma amacıyla yapılan taraf muvazaası hallerinde uygulanmaz. Bu nedenle, mahkemenin öncelikle murisin kastının ve amacının ne olduğunu (mirasçıyı mı, alacaklıyı mı aldatmak) tespit etmesi gerekir.