Bir hükümlünün intihar riskinin bulunması, 5275 sayılı Kanun ve ilgili Genelge uyarınca ceza infaz kurumu idaresine ne gibi pozitif yükümlülükler yükler? Metindeki Yargıtay 5. Ceza Dairesi (K.2016/829) kararında, bu yükümlülüklerin ihlalinin ceza hukuku açısından nasıl bir sonuca yol açtığı açıklanmıştır?
İntihar riski bulunan bir hükümlünün varlığı, ceza infaz kurumu idaresine, devletin yaşam hakkını (Anayasa m.17, İHAS m.2) koruma pozitif yükümlülüğü kapsamında bir dizi özel önlem alma görevi yükler. 5275 sayılı Kanun'un 6. maddesi, hükümlülerin yaşam hakları ile beden ve ruh bütünlüklerini korumak üzere her türlü koruyucu tedbirin alınmasını zorunlu kılar. Metindeki Yargıtay 5. Ceza Dairesi kararında atıf yapılan Genelge de, intihar riski olanların 'yakın takibe alınarak sürekli gözetim altında bulundurulması ve bireysel terapiye tabi tutulması' gerektiğini belirtir. Bu yükümlülüklerin ihlali, Yargıtay kararına göre ceza hukuku açısından 'görevi ihmal' (TCK m.257) veya somut olayın özelliklerine göre 'taksirle ölüme neden olma' (TCK m.85) suçunu oluşturabilir. Karara konu olayda, daha önce intihar girişiminde bulunan ve psikolojik sorunları bilinen bir hükümlünün, gerekli önlemler alınmadan, kendisine zarar verebileceği eşyalardan arındırılmadan tekli koğuşa konulması ve neticede intihar etmesi, idare görevlilerinin 'ihmal suretiyle görevi kötüye kullanma' suçundan sorumlu tutulmasını gerektirmiştir. Yargıtay, görevlilerin bu ihmali davranışıyla ölüm neticesi arasında illiyet bağı kurarak beraat kararını bozmuştur. Bu, devletin gözetimi altındaki kişilerin yaşamını koruma yükümlülüğünün ne kadar katı yorumlandığını gösteren önemli bir karardır.