Metinde, aleyhe bozma yasağının kapsamının ceza miktarı ile sınırlı tutulmasının ilkenin getiriliş amacına aykırılık oluşturacağı savunulmaktadır. Bu argümanı, 'müsadere' ve 'cezanın ertelenmesi' kurumları üzerinden somutlaştırarak açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #100384

Aleyhe bozma yasağının sadece ceza miktarıyla sınırlı tutulması, sanığın durumunu dolaylı yoldan ağırlaştıran sonuçlar doğurabilir ve bu da ilkenin amacını (sanığın korkusuzca hak aramasını sağlama) zedeler. 1) Müsadere Örneği: Sanığın, ilk hükümde sadece 2 yıl hapis cezasına çarptırıldığını ve suçta kullandığı değerli bir aracın müsaderesine karar verilmediğini varsayalım. Sanık, 2 yıllık cezayı fazla bularak lehe temyiz başvurusunda bulunuyor. Yargıtay, suçu doğru bulmakla birlikte, ilk mahkemenin müsadere kararı vermeyi unuttuğunu tespit edip, 'müsadereye de karar verilmesi gerektiği' yönünde eleştiriyle hükmü onarsa veya bozarsa, sanığın durumu malvarlığı açısından ağırlaşmış olur. Cezasının miktarı değişmese de, değerli bir malını kaybetmiş olur. 2) Cezanın Ertelenmesi Örneği: Sanık, ilk hükümde 1 yıl hapis cezası almış ve bu cezası TCK m.51 uyarınca ertelenmiş olsun. Sanık, beraat etmesi gerektiğini düşünerek lehe temyiz başvurusunda bulunuyor. Yargıtay, mahkumiyet kararını doğru bulup onarsa ancak bozma sonrası yerel mahkeme aynı cezayı verirken bu kez 'erteleme koşulları yok' diyerek erteleme kararı vermezse, sanığın fiilen cezaevine girmesi gerekecektir. Cezanın miktarı (1 yıl) aynı kalsa da, sonuç (hapse girme) sanık için çok daha ağır hale gelmiştir. Geniş yorum, bu gibi durumların da yasak kapsamında olduğunu ve sanığın kazanılmış hakkını (müsadere edilmeme, erteleme) koruması gerektiğini savunur ki bu, ilkenin ruhuna daha uygundur.