Bir ceza davasında, sanığın eyleminin TCK m.86/1 (basit kasten yaralama) yerine TCK m.86/3-e (silahla yaralama) olarak nitelendirilmesi gerektiği, sadece sanığın yaptığı temyiz başvurusu üzerine Yargıtay tarafından tespit edilmiştir. İlk kararda sanığa 2 yıl hapis cezası verilmiştir. Bu durumda Yargıtay nasıl bir karar vermelidir ve bozma üzerine yerel mahkemenin vereceği kararın sınırları ne olmalıdır?
Bu senaryo, 'aleyhe bozma yasağı'nın (veya 'sanık lehine kazanılmış hak' ilkesinin) klasik bir uygulama örneğidir. Süreç şu şekilde işler: 1) Yargıtay'ın Kararı: Yargıtay, suç vasfının yanlış belirlendiğini, eylemin basit yaralama değil, daha ağır cezayı gerektiren silahla yaralama suçunu oluşturduğunu tespit eder. Bu, sanık aleyhine bir tespittir. Yargıtay, bu hukuka aykırılık nedeniyle ilk derece mahkemesi kararının 'BOZULMASINA' karar verir. Bozma kararında, eylemin TCK m.86/3-e'den cezalandırılması gerektiği belirtilir ancak CMK m.307/5 uyarınca aleyhe bozma yasağına dikkat çekilir. 2) Yerel Mahkemenin Kararı: Dosya kendisine dönen yerel mahkeme, Yargıtay'ın bozma kararına uyar ve yeniden hüküm kurar. Sanığın eylemini TCK m.86/3-e'den (silahla yaralama) nitelendirir. Bu suçun temel cezası üzerinden gerekli artırımları yapar. Ancak, tüm hesaplamalar sonucunda bulacağı nihai ceza, ilk hükümde verilen 2 yıl hapis cezasını aşamaz. İlk karardaki 2 yıl, sanık için bir tavan, bir 'kazanılmış hak'tır. Mahkeme, örneğin hesaplama sonucu 3 yıl bulsa bile, cezayı 'kazanılmış hak nedeniyle' 2 yıla indirmek zorundadır.