Metinde, 'aleyhe bozma yasağı' ilkesinin adlandırılmasına yönelik bir eleştiri getirilerek 'sanık lehine kazanılmış hak' olarak anılmasının daha isabetli olacağı belirtilmektedir. Bu adlandırma değişikliği önerisinin ardındaki mantığı, ilkenin 'bozma' eyleminin kendisine değil, 'bozma sonrası verilecek kararın içeriğine' odaklanması açısından açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #100381

Bu adlandırma değişikliği önerisinin ardındaki mantık, 'aleyhe bozma yasağı' ifadesinin, ilkenin gerçek işleyişini tam olarak yansıtmaması ve yanıltıcı olabilmesidir. 'Yasak' kelimesi, sanki üst mahkemenin hükmü sanığın aleyhine olacak şekilde bozmasının tamamen engellendiği gibi bir algı yaratabilir. Oysa durum böyle değildir. Üst mahkeme (Yargıtay/İstinaf), sadece sanık lehine başvuru olmasına rağmen, dosyayı incelerken sanığın eyleminin aslında daha ağır bir suçu oluşturduğu veya cezasında eksik bir artırım yapıldığı gibi aleyhe bir hukuka aykırılık tespit edebilir. Bu tespiti yaparak hükmü 'bozabilir'. Yani 'aleyhe bozma' fiilen mümkündür. Ancak ilkenin getirdiği asıl koruma, bu bozma eyleminden sonra başlar. Bozma üzerine yeniden yargılama yapan mahkeme, yeni ve doğru hukuki nitelemeye göre hüküm kursa bile, sanığa vereceği nihai ceza, ilk hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz. İşte bu nedenle, 'sanık lehine kazanılmış hak' ifadesi daha isabetlidir. Çünkü ilke, bozmayı değil, bozma sonrası sanığın durumunun maddi olarak ağırlaştırılmasını yasaklar. İlk hükümdeki ceza miktarı, sanık için dokunulmaz bir üst sınır, bir nevi 'kazanılmış hak' haline gelir.