Bir sürücünün, alkolmetre ile yapılan ölçümde yasal sınırın üzerinde alkollü çıkmasına rağmen, derhal kendi imkanlarıyla gittiği özel bir hastaneden 'alkolsüz' olduğuna dair bir kan testi raporu alması durumunda, bu raporun hukuki değeri nedir? Sulh Ceza Hakimliği bu çelişkiyi nasıl çözmelidir?
Bu durumda Sulh Ceza Hakimliği'nin dikkatli bir değerlendirme yapması gerekir. Kolluk tarafından yapılan ölçüm resmi bir delil niteliğindedir. Ancak sürücünün sonradan aldığı rapor da bir uzman görüşüdür. Mahkemenin çelişkiyi çözerken dikkate alması gereken hususlar şunlardır: 1) Zaman Farkı: İki ölçüm arasında ne kadar süre geçtiği kritiktir. Metindeki Danıştay kararında (100 promil üstü alkol mahkeme sonuçları) belirtildiği gibi, 96 dakikalık bir sürede kandaki alkol oranının 0.62 promilden sıfıra düşmesinin bilimsel olarak mümkün olmadığı tespiti, ilk ölçümün hatalı olduğuna dair güçlü bir karine oluşturur. 2) Raporun Niteliği: Sürücünün kendi imkanlarıyla gittiği özel hastane raporu, tek başına kolluk tutanağını geçersiz kılmayabilir. Ancak Karayolları Trafik Yönetmeliği'nin ruhuna uygun olarak, eğer sürücü kolluktan resmi bir sağlık kuruluşuna sevk talep etmiş ve bu reddedilmişse, kendi aldığı raporun değeri artar. 3) Bilimsel Veriler: Mahkeme, Adli Tıp Kurumu'nun kabul ettiği saatlik alkol düşüş oranlarını (saatte 0.15 promil) dikkate alarak geriye dönük hesaplama yapmalı ve iki rapor arasındaki tutarlılığı/tutarsızlığı bilimsel olarak değerlendirmelidir. Eğer özel hastane raporu, zaman farkı dikkate alındığında bilimsel olarak mantıklı bir sonuç ortaya koyuyorsa ve ilk ölçümün kalibrasyon hatası gibi bir nedenle yanlış olabileceğine dair makul bir şüphe yaratıyorsa, 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesi gereği sürücü lehine karar verilmesi ve idari yaptırımın iptal edilmesi gerekir.