Depremde yıkılan bir binanın müteahhidine karşı açılan tazminat davasında, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (E.2012/4-786) 'hakkaniyet indirimi' yapılması yönündeki kararını, 'illiyet bağının kesilmesi' ve 'beklenmeyen hal' kavramları çerçevesinde kritik bir analize tabi tutunuz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #100373

Metinde atıf yapılan YHGK kararı, hukuki açıdan oldukça tartışmalı bir yaklaşım sergilemektedir. Karar, binanın mevzuata uygun yapılmış olsa bile 7.4 şiddetindeki depremde hasar görmesinin kaçınılmaz olduğu gerekçesiyle, tazminattan 'hakkaniyet indirimi' yapılması gerektiğini belirtmektedir. Bu yaklaşım şu açılardan kritik bir analize tabi tutulabilir: 1) İlliyet Bağı: Eğer bir bina, güncel deprem yönetmeliğine ve projesine tam olarak uygun yapılmışsa ve buna rağmen yönetmeliğin öngördüğü tasarım depreminden daha büyük, 'beklenmeyen/öngörülemeyen' şiddette bir deprem nedeniyle yıkılmışsa, bu durum 'mücbir sebep' veya 'beklenmeyen hal' olarak kabul edilebilir ve müteahhidin kusuru ile zarar arasındaki illiyet bağını kesebilir. Bu durumda tazminatın tamamen reddi gerekir. 2) Kusur ve İndirim: Eğer bina yönetmeliğe aykırı yapılmışsa, müteahhidin kusurlu olduğu açıktır ve zarar ile kusurlu eylem arasında illiyet bağı vardır. Bu durumda, depremin şiddetinin yüksek olması, kusurlu olan müteahhidin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz veya azaltmaz. Çünkü yönetmeliklerin amacı zaten bu şiddetteki depremlere karşı can güvenliğini sağlamaktır. YHGK'nın 'hem kusur var hem de deprem büyük, o halde indirim yapalım' şeklindeki yaklaşımı, illiyet bağı ve kusur teorileriyle tam olarak bağdaşmamaktadır. Ya illiyet bağı kesilmiştir ve sorumluluk yoktur, ya da illiyet bağı vardır ve kusur oranında tam sorumluluk söz konusudur. 'Hakkaniyet indirimi', illiyet bağının zayıfladığı ancak tamamen kopmadığı, ortak kusurun bulunduğu durumlarda (örneğin mücbir sebep ile kusurun birleşmesi) düşünülebilir, ancak bu karardaki gerekçe bu ayrımı net olarak yapmamaktadır.