Depremde yıkılan bir binanın müteahhidinin cezai sorumluluğu değerlendirilirken 'olası kast' ile 'bilinçli taksir' ayrımı hangi objektif ve sübjektif kriterlere göre yapılır? Yargıtay'ın 2011 Van depremi kararının bu ayrımdaki rolünü tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #100284

Olası kast (TCK m.21/2) ve bilinçli taksir (TCK m.22/3) arasındaki temel ayrım 'isteme' ve 'kabullenme' unsurlarında yatar. Bilinçli taksirde fail, öngördüğü neticenin gerçekleşmeyeceğine dair bir güvenle (şansına, ustalığına vb.) hareket eder. Olası kastta ise fail, neticenin gerçekleşmesini muhtemel görmesine rağmen 'olursa olsun' diyerek, sonucu kabullenerek hareket eder. Deprem bağlamında bu ayrım şu kriterlere göre yapılır: Eğer müteahhit, sırf maliyeti düşürmek için bariz şekilde kalitesiz ve eksik malzeme kullanmışsa (örneğin deniz kumu kullanması), projeye kasten uymamışsa ve Türkiye gibi bir deprem ülkesinde bu eylemlerinin ölümle sonuçlanabileceğini öngörüp bu sonucu kabullenmişse 'olası kast' gündeme gelir. Eğer mevzuata aykırılıklar olmasına rağmen 'bir şey olmaz, bu bina yıkılmaz' gibi bir düşünceyle, riskin gerçekleşmeyeceğine güvenerek hareket etmişse 'bilinçli taksir' söz konusu olur. Metinde atıf yapılan Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin Van depremi kararı (E. 2016/4242), bu tür olaylarda genellikle bilinçli taksirin koşullarının oluştuğunu kabul ederek bir içtihat çizgisi oluşturmuştur. Bu karar, olası kastın ispatının zorluğunu ve faillerin genellikle neticenin gerçekleşmeyeceği inancıyla hareket ettiği varsayımını yansıtmaktadır.