5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.307/5'te düzenlenen aleyhe bozma yasağının, kanun yollarından olan 'itiraz' (CMK m.267 vd.) bakımından uygulanıp uygulanmayacağı doktrinde tartışmalıdır. Kanunda itiraz için böyle bir yasağın açıkça düzenlenmemiş olmasını nasıl yorumlamak gerekir? Yasağın kıyasen itiraz yolunda da uygulanması gerektiğini savunan görüşün temel argümanları nelerdir?
Cevap: CMK'da aleyhe bozma yasağı istinaf (m.283) ve temyiz (m.307/5) için açıkça düzenlenmişken, itiraz kanun yolu için benzer bir hükme yer verilmemiştir. Bu durum, kanun koyucunun bilinçli bir tercihi olarak yorumlanıp itirazda bu yasağın geçerli olmadığı savunulabilir. Ancak, doktrindeki baskın görüş, yasağın bir 'ilke' niteliği taşıdığı ve amacının sanığın cezasının ağırlaşacağı korkusu olmadan kanun yollarına başvurma hakkını güvence altına almak olduğu yönündedir. Bu amaca dayanan görüşe göre, aleyhe bozma yasağı kıyasen itiraz kanun yolunda da uygulanmalıdır. Temel argümanlar şunlardır: 1) Hak Arama Hürriyetinin Güvencesi: Sanığın, bir tutuklama kararına veya başka bir ara karara itiraz ettiğinde durumunun daha da kötüleşeceği (örneğin, adli kontrolün tutuklamaya çevrileceği) endişesi taşımaması gerekir. 2) Ceza Muhakemesinin Genel İlkeleri: Yasağın temelinde yatan 'usuli kazanılmış hak' ve 'taleple bağlılık' gibi ilkeler, itiraz kanun yolu için de geçerli olmalıdır. 3) Kıyas Yoluyla Boşluk Doldurma: Kanundaki bu boşluğun, sanık lehine yorum ilkesi gereği ve yasağın genel mantığına uygun olarak kıyasen doldurulması mümkündür. Dolayısıyla, yazılı bir hüküm olmasa da, aleyhe bozma yasağının bir ilke olarak itirazda da geçerli olduğu kabul edilmelidir. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/aleyhe-bozma-yasaginin-kapsami)