Muris, mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla, tapuda paydaş olduğu bir taşınmazdaki payını diğer bir mirasçısına bağışlamak istemekte, ancak bu amacını gizleyerek tapuda satış göstermektedir. Murisin ölümünden sonra, bu işlemden zarar gören diğer bir mirasçı, paydaş sıfatıyla önalım (şufa) hakkına dayanarak mı dava açmalıdır, yoksa muris muvazaasına dayanarak tapu iptal ve tescil davası mı açmalıdır? İki dava arasındaki ilişkiyi ve sonuçlarını tartışınız.
Cevap: Bu durumda mirasçı, muris muvazaasına dayanarak tapu iptal ve tescil davası açmalıdır. Önalım (şufa) hakkı, paylı mülkiyette bir paydaşın payını üçüncü bir kişiye satması halinde diğer paydaşlara bu payı aynı şartlarla satın alma önceliği tanıyan bir haktır ve gerçek bir satış işleminin varlığını gerektirir. Oysa muris muvazaası iddiası, ortada gerçek bir satış olmadığı, işlemin aslında bağış olduğu ve satışın sırf mirasçıları aldatmak için yapıldığı temeline dayanır. Eğer dava önalım hakkına dayanılarak açılırsa, davacı işlemin bir satış olduğunu zımnen kabul etmiş olur ki bu muvazaa iddiasıyla çelişir. Muris muvazaası davasında ise davacı, işlemin görünüşte satış, gerçekte ise karşılıksız bir bağış olduğunu ve bu nedenle geçersiz olduğunu iddia eder. Dava kabul edildiğinde, satış işlemi hiç yapılmamış sayılır ve taşınmaz payı terekeye döner, ardından mirasçılar arasında payları oranında paylaştırılır. Metinde de belirtildiği gibi, 'miras bırakan ile taşınmaz üzerinde paydaş olan mirasçı, miras bırakanın kendi payını sağken bir başkasına devretmesi üzerine açtığı şufa davası reddedilmişse, miras bırakanın ölümünden sonra aynı pay için muris muvazaası davası açamaz.' Bu durum, iki davanın hukuki temellerinin farklılığını ve birbiriyle bağdaşmadığını göstermektedir. (Kaynak: kadimhukuk.com.tr/makale/muris-muvazaasi-davasi-mirastan-mal-kacirma/)